Son deminde yakaladım baharı..

Derin bir nefes.. huhhh..
Elimle “mola” işareti, durun arkadaşlar durdurun biraz şu dünyayı..
Tıkabasa yorgunluk doluyum..

Bugün bir iyilik yaptım kendime ve Yıldız Parkına düşürdüm yolumu. Bahardan arta kalan son lâleleri okşadım bakışlarımla, dayanamadım dokundum, sevdim onları. Bolca fotoğrafladım günümü, ardından selamladım ve başka bahara ısmarladım lâlelerimi.

İstanbul’umun biricik simgesi olan lâleleri az kalsın kaçırıyordum. Günlerim birbirine karıştı, aylar elimde karman çorman, beynimi işgal eden bir sürü planlar, kursum, derslerim, Arapça, ismek, iş-güç, bu esnada yüzümü göremediğinden şikayetlenen canım annem.

Az kaldı tek bir karesini çekemeden bu lâle sezonunu kaçıracaktım. Her sabah kursa yürürken yolun kenarında o kadifemsi yapraklarıyla beni büyüleyen ve her defasında “İstanbul’a geldik hesapta fakat baharın tadını çıkaramadık yahu” diye hayıflanmama sebep olan dünyanın en bakmaya kıyanamaz bitkisi..
Kanaatsizin tekiyim ben. Bu kadar telaş yetmezmiş gibi çalışmaya da başladım. Şilan isminde minik bir kızın Damla ablası oldum, günün belirli bir bölümünü birlikte geçiriyor, onun motor gelişimi için faaliyetler yapıyor, kreşte öğrendiklerini pekiştiriyoruz. Sinirlerimi zorlayan nadir durumları dışında cici bici bir çocuk Şilan.. 4 yaşındaki bir çocuğun ani çıkışları, duygu krizleri olabiliyor, bu durumlarla iyi ilgilenebildiğimi fark ettim, onu sakinleştirebildiğimi. Annesini bile dinlemediği anlarda beni dinlediği için başarılı olduğumu sanıyorum. Aile Erzurumlu. Hoş insanlar.. Erzurum yöresini -insanıyla beraber- hep sevmişimdir. Ve Bursayı.. Bir de Urfa..

Pasta ve kurabiyelerimin reklamını yapıyor ve ara sıra siparişler de alıyorum. Malzeme gereksinimi sebebiyle Eminönü’ye gitmek ayrı bir zevk. Oradaki pastacı dükkanlarından kendimi kaybediyorum eve akşam karanlığında anca varıyorum. Semerisini gördüğüm her yorgunluk tekrar ayaklanmama vesile oluyor, çalışmak üretmek düşünmek ve öğrenmek gibisi yok. Yaşayarak anlıyorum.

Yazıyorum. Yaşayarak, yaşadığımı yazarak yaşıyorum. Elhamdulillah.

Yazı iple, hatta halatla çekiyorum. Mine ablamı İstanbul’da ağırlama umuduyla.  Ah nerdesin ablacım vuslata erdir artık şu ayrılığı..
Bana Moskovadan kalan en güzel şeylerden biri olan Fatmacımı da inşaallah buralarda göreceğim. ;)
Ve Marcia da yaz tatilini İstanbul’da geçirmek niyetinde.
Biraz paylaşım yapayım dedim, soluklandım ve tekrar kendi kalabalık dünyama dönüyorum..
Selam ve muhabbet ile efendim..

ჱܓ♥ ჱܓ

.

Olanlar. Gelenler. Gidenler.

Hz Ali (radıyallahu anh) buyurdu ki: İlim maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen korursun; fakat ilim seni korur. Mal harcamakla azalır, ilim sarf etmekle çoğalır.

İlim öğrenmeye çalışan, evine dönünceye kadar Allah yolundadır. [Ebu Nuaym]

İlim öğrenme yolunda olan kimseye, Cenab-ı Allah, Cennet’e giden yolları açar.

(Müslim, 2/2074)

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir..

İlmin kapısını bizlere aralayan Rabbimize sonsuz hamdü senadan sonra..
ve Sultan-ı Kibriya Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem sonsuz salatu selamdan sonra..

Efendim, gül efendim. Yoluna güller sererdim. Muradıma ererdim…

Hayat bir nehirdi boylu boyunca uzanan. Kah duraksayan kah rüzgarla boy ölçüşerek taşkın akan. Hayat her şeye rağmen akıp gidiyordu kalanlar için. Kimisi kendini suların akışına bırakıyor; kimi geçerken bulduklarını heybesine atıyor da atıyordu…
Zaman bir handı içinden belli belirsiz geçtiğimiz. Bazen kimsecikler duymazdı geçenleri, bazıları iz bırakırdı, suya yazı yazmak gibiydi bazısı ise..
Onca telaş, onca hengame geçip giderdi. Zamandı ne de olsa, geçmeyecek değildi. Bitmeyecek değildi.

Şehirde yaşamak büyük nimet! Şehrin fazileti büyükmüş. İlim irfan kaynaklarının fazlalığı, hocalar, sohbetler, camiler, maneviyat hepsi şehri kıymetli kılan sebeplerden. Ve dahi şehrin içinde bazı semtlerin bu açıdan dine daha yatkın ve yakın olduğunu görüyoruz. Nedir? Eyüp tür.
Fatih tir.
Başakşehir dir.

Başakşehir yıllar içinde gerçekten çok değişmiş. Şuurlu insanlar çoğalmış. Her cemaat kendi kurslarını, sohbet sistemini kurmuş ve ev hanımlarının faydalanabileceği birçok alternatif oluşturulmuş.

Efendi Hazretleri mübarek, Başakşehir için “Orası 2. Fatih olacak!” buyurmuş. O yolda adım adım ilerliyoruz elhamdulillah.

Ne yapıyorum? Geçen boş vakitlerimin acısını çıkarıyorum. Hafta içi medrese haftasonu ismek zincirlemesi içinde aylardır nefes nefeseyim. Bir an bile duramıyorum, hep bir yerlerde bir telaşlardayım. Evde uzun süre oturup da “canım çok sıkıldı” diyebileceğim hiçbir an bırakmadım kendime, bencilin tekiyim:)
Derdim kendimle yanlış anlamayın. Uğraşlar beni ayakta tutuyor. Zihnimi taze tutuyor. Hocamı çok seviyorum, tabiri caizse ona aşığım. İlmine aşığım. Edebine aşığım (kimin?) hocamın. (neyi?) Arapçayı da idare ediyoruz işte. neden soru soruyorum? çünki alıştım habire soru soruyoruz cevap veriyoruz:)
neye? sülasi mücerredlere. nerede? sarf kitabında.

Çocuk gelişiminden hiç bahsetmek istemiyorum aslında ama değinicem. Bir hatadır başladı gidiyor hayrola inşaallah. Her cumartesi sabahı bırakacam ben kursu diyerek kalkıp gidiyorum. Ne işim var benim bücürlerle. Zaten terübe kazanmak amacıyla sabah başladığım çocuk yuvasını akşam bırakan ben değil miydim?
Bendim. Çocuklar kesinlikle bana göre değil, tahammül edemiyorum. Malesef. Üzgünüm çocuklar, size daha fazla öğretmenlik yapamayacağım. Zaten kendim talebeyim. (Bu arada komşu çocuğu apartmana çıkmış ciyak ciyak bağırıyor. Rabbim sabırr! )

Şimdi gidiyorum. Güzel bir gidiş bu sefer. Güzel bir menzile bu sefer’im. Ahireti sevelim. Her şey bizi bırakıp gidecek fakat amellerimiz kabrimizde bize kalan tek şey olacak. Allahım yolundan ayırmasın, şevkimizi aşkımızı ziyade eylesin. Sizleri en güzel Olan’a emanet ediyor ve gidiyorum.

Hoşça bakın zatınıza muhteremler.

Baki selam ile

Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim

Ya Rasulallah!
Bir gün arkadaşlarını selamladığında buyurmuşsun:
Sizler şahit olun ki
Kıyamete kadar bana tabi olacak müminlere de selam!
Selamın geldi bize
Cana can katan selamın geldi
Ve şimdi bizden de sana selam
Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Habibi!
Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Rasulu!
Ve selam olsun Al ve Ashabına!

Sahabe seni gördü,
Seni sevdi ve yüceldi
Bizse seni sevenleri gördük
Adın anılınca yaşaran gözler gördük
Allah denilince sararan yüzler gördük
Tesellimiz bu oldu…
Ve asıl tesellimiz Ya Rasulallah
Sen ki bu kadar merhametlisin
Bu kadar cömertsin
Bu kadar düşkünsün bize
Ya seni yaratan Allah?
Seni merhametli yaratan Allah
Seni merhametle yaratan Allah
Nasıl merhametlidir?
Nasıl cömerttir?
Nasıl kullarına düşkündür?..

.♥.

Dursun Ali Erzincanlı